1 kg. yazılım ihracatı kaç dolar?

» 15 November 2016 » In Uncategorized » No Comments

İhracatımızı ölçtüğümüz bir performans göstergesi olarak kg. başı ihracat geliri kullanılıyor. Geçen yıl yapılan ihracatta kg. başı ihracat geliri 1.44 dolarken, bu yıl 1.39 dolara gerilediğinden bahsediliyor. Hatta 1 kg. bilgisayarı 600 dolardan, akıllı telefonların kilosunu 2 bin dolardan ithal ediyoruz diyerek karşılaştırma yapılıyor.

Yazılım ihracatını ve ithalatını neyle ölçüyoruz?

Türkiye’nin ihracat konusunda yüksek katma değerli ürünlere geçmesi gerektiği kaçınılmazdır. İhracatı arttırmak için konuşmalarda sanayi devriminin çıktısı ‘makina’ ihracatının arttırılmasından bahsediliyor. Önerim kg. başı ihracat geliri ölçütünden vazgeçmemiz gerektiğidir. Cep telefonu, bilgisayar, yüksek teknoloji cihazlarının veya yazılımın kg. karşılaştırılması doğru değildir.

Türkiye’nin cari açığının azaltılmasında yüksek katma değerli ürünleri, yüksek teknolojinin ve yazılımın arttırılması çözümdür. Tüm hedeflerimizi buna yönelik olarak düzenlememiz gereklidir.

Continue reading...

Satranç Oynuyormuş Gibi Yapmak

» 31 October 2016 » In Uncategorized » No Comments

Satranç bilmeden oynamaya çalışırsanız ne olur? Satranç tahtasının başında saatlerce durum ‘muş’ gibi yapabilirsiniz. Hatta bir iki hamle yapıp oynuyormuş algısı bile yaratabilirsiniz. Bu durumu uzun süre sürdüremezsiniz. Satrancı öğrenmeden oynamanız veya kazanmanız mümkün değil. Çok zor bir oyun değil kuralları belli ve yazılı. Biraz çalışmak gerekiyor. Sonra bol bol alıştırma yaparak bu konudaki tecrübenizi arttırabilirsiniz. Yüksek ihtimalle ilk oyunlarda yenilebilirsiniz ama artık ‘miş’ veya ‘muş’ gibi yapmanıza gerek kalmayacaktır. En azından oyunun kurallarını biliyorsunuz. Aklınızı kullanarak, daha önceki bir çok oyunu kitaplardan okuyarak öğrenmek sizin bileceğiniz bir konu olacaktır.

Türkiye’de girişimcilik, inovasyon, icat, yaratıcılık, buluş gibi kavramlar birbiriyle çok karışıyor. Trend kelimeler olduğu için hem büyük şirketlerin üst düzey yöneticileri hem de politikacıların sözlüklerine de girdi. Her yerde inovasyondan ve girişimcilik dedikodusu yapıyorlar. Kavramlar o kadar çok konuşuluyor ki, gerçekte çok küçük bir çaba olmasına rağmen, bu konuşulanlardan algılanması çok büyükmüş gibi gözüküyor. Medya olayı biraz daha köpürtüyor, başlıklarında milyon dolarlar kullanmaya alışmış eski endüstri basını bu alanı da büyütüyor. Kartopu daha da büyüyor.

İnovasyon maalesef fabrikada üretilmiyor. Yani büyük alanı yeni yeni binalarla doldurup kapı girişine bilişim, teknoloji veya inovasyon ‘’Vadisi’’ demekle bir sonuç alacağımızı beklemek aşırı iyimserlik olur. Ankara’nın uzun süre bunu anlayacağını ve teknoparklar konusunda politika değişikliği yapacağını düşünmüştüm sonra aslında konunun teknoloji değil gayrimenkul işi olduğunu anladığımda tüm parçalar oturdu. Teknopark ve yeni binalar yapmayı artık durdurmak gerekiyor. Gerçekten yüksek teknoloji geliştireceksek bina yapmaya gereksinim yok. Satrancın kuralları belli ‘miş’ gibi yaparak oyunu oynamamızın imkanı yok.

Girişimi insanlar kuruyor, inovasyonu ve yüksek teknolojiyi insanlar geliştiriyorlar. Onun için gayrimenkule değil insana yatırım yapmamız gerekli. Türkiye’de dünyayı değiştirecek yüksek teknoloji geliştirecek şirketler kurmak istiyorsak.

Yaşanabilirlik: Yaşanabilir şehirler ve ortam sağlamalıyız. İnsanların hayat kalitesini yükseltmeliyiz. Dünyanın en güzel iklimine ve coğrafyasına sahibiz.

Fikirlere açıklık: Hiyerarşiden uzak her fikri dinlemeye ve konuşmaya açık olmak gerekiyor. Ön yargılarımızdan sıyrılmak sadece kendi söylediğini doğru kabul etmemek gerekiyor. Tüm toplumu buna hazırlamak gerekiyor.

Temel Bilimler: Temel bilimlere yatırım yapmamız ve tüm destekleri bunlar için harcamamız gerekiyor. Girişimcilik için parasal desteğe ihtiyaç yok. Doktoralı öğrencilerimize temel bilim konusunda araştırma yapmaları için hibeler verelim.

Yetenek: Dünyanın tüm yetenekleri çekmemiz lazım, onların birlikte yaşayabilecekleri alt yapıyı hazırlamamız gerekiyor. Şirket ve diğer hukuk altyapımız hazır olmalı.

Sanat kültürü: yaratıcılık, müzik, resim, heykel, bale, tiyatro ve sanatın diğer tüm dallarını tüm dünyadan çok daha fazla desteklemek gerekiyor. Girişimciliğe değil buraya hibeler verelim.

Tüm bu 5 maddeyi yaparak düşünce yapısını farklı bir raya geçirmemiz gerekiyor. Çok basit önerilerim var. Hemen Mars’a gidelim demiyorum. Basit adımlar atalım. İlk olarak Ankara başta olmak üzere ülkedeki tüm konferans ve toplantılarda protokol kısmını kaldıralım. Toplantıya katılanlar birbirinden kırmızı bir şeritle ayrılmış yerlerde oturmasınlar. Böylece toplantıya katılan belli bir konuğun hiyerarşik olarak üstün olduğu algısını kıralım. Salonun en başındaki koltukların önüne sıralanmış sehpaları, suları ve kurabiyeleri kaldıralım. Düşünceler serbestçe tartışılabilsin. Ortamı oldukça ağırlaştıran ve resmi hale getiren kıyafetlerden özellikle kravat ceketten sıyrılalım. Kendisini protokol olarak nitelendiren herkesin bu toplantılara diğer tüm katılımcılar gibi zamanında gelmesini ve tüm program boyunca orada bulunmalarını sağlayalım. Açılış konuşması bitince konuşma yapan kişinin diğer konuşmacıları dinlemesini sağlayalım. Bu basit adımı başarıyla yapabilirsek Türkiye’de gayrimenkul yerine yüksek teknoloji üreteceğimize inancım artacak.

‘Miş’ gibi yapma kültürü sadece bürokraside değil şirketlerimizde de var. Güncel ve PR olabilecek bir konu sonuna kadar şirketler tarafından kullanılıyor. Büyük holding, şirket veya bazı sivil toplum kuruluşları ‘girişimcilik’ başlığı altında bir çok etkinlik yapıyorlar. Bu faaliyetlerin başarısı sadece kaç gazetede veya televizyon programında bahsedildiğiyle ölçülüyor. İnovasyon ve girişimcilik kültürü kısa vadeli sonuçlar üzerine oturamaz, 30-40 sene boyunca tüm oyuncuların yukarıda saydığım 5 maddeyi gerçekleştirmesinden geçiyor. Silikon Vadisini insanlar oluşturuyor. Kafanızda binaların yan yana toplandığı bir bölge aklınıza gelmesin. Silikon vadisini sadece Amerika’nın en yetenekli insanları değil, dünyanın diğer tüm ülkelerinden gelen girişimciler oluşturuyor. Silikon vadisi bir yerin adı değil bir düşünce yapısı şekli.

Satrancın kuralları belli, kitaplarda yazılı. Öğrenmek için sadece okumak yeterli sonra düzenli olarak alıştırma yapmak gerekli. Satranç tahtasının başında ‘miş’ gibi yaparak bu oyunu oynayamayız. Satranç oynayanların dedikodusunu yaparak bu oyunu öğrenemeyiz. Ülkeler arasındaki gelişmişlik seviyeleri önümüzdeki 10 sene içinde çok daha hızlı artacak. Eğer teknoloji konusunda bu değişimi yakalayamazsak elektrikli arabaların kaportasını ve tekerleklerini nasıl iyi yaptığımızla övünüp duracağız. Yazılımı ve tüm katma değerli kısmını başka ülkeler üretiyor ve bize satıyor olacak. İhracatımızı arttırmak için binlerce tır dünyanın en iyi bornozunu satsak bile bu boşluğu kapatamayacağız.

Continue reading...

Düşünce yapısı devrimi

» 22 October 2015 » In Uncategorized » 2 Comments

Dünyadaki bir çok gelişmiş ekosisteme bakıp şu anda ne yapıyorlarsa kopyalamaya çalışıyoruz. En kolayı şu anda çalıştıkları binaları, masaları ve koltukları kopyalıyoruz ve bunların başarılı bir girişimcilik sistemi oluşturacağını umut ediyoruz. Bu görsel dekorasyon malzemeleriyle ilgisi olmadığını düşünce yapısının değiştirilmesi gerçeğini hep halı altına itiyoruz.

En zoru ve uzun sürecek olanı ‘Düşünce Yapısı’ devrimini gerçekleştirebilmek olacaktır. Maddeleri değiştirmek en kolay olanı, insanları değiştirmek ise nesiller sürecek olanıdır. Tohum ekmeye benziyor. Bu düşünceyi ektikten sonra sulamak gübrelemek, korumak ve meyvelerini toplamak uzun yıllar alıyor. Eğer orman oluşturmak istiyorsak yüzyıllar alıyor. Tohum ekmezsek hiç bir zaman oluşmuyorlar.

Eğer teknoloji kopyalamaktan çıkmak istiyorsak tüm düşünce yapısını değiştirmek gerekiyor. İlk olarak hiyerarşiden uzaklaşmakla başlıyor. Yani organizasyon şemalarında yüksek kutularında olanlarla veya devletin yüksek mevkilerinde oturanlarla aynı düzlemde konuşabilmek ve sadece fikirlerin konuşulmasını sağlamaktan geçiyor. Her türlü fikri konuşabilmek bu işin ilk adımı. Fikirlerin hiyerarşiden bağımsız olduğu gerçeğini öğrendiğiniz ve karşı tarafı bastırmaya çalışmadığımız zaman ancak bu düşünce yapısını değiştirebileceğiz. Her şey bu kadar basit aslında. Bu iş binaları kopyalamaya renkli sandalyeler, ofislere yanar döner logolar koymakla, şatafatlı açılışlar yapmaklar olmayacak.

Continue reading...

Startup Vizesi

» 24 May 2015 » In Uncategorized » No Comments

Bugün internet şirketinin başka bir ülkeye taşınması 2-3 gün alıyor. Ekonomik değer bir anda burada ertesi gün başka bir ülkede olabiliyor. Endüstri devriminde olması çok zor olan bu değişim özellikle teknoloji tabanlı kurulan girişimler için çok daha kolaylaştı. Türkiye’de kurulmuş teknoloji alanında başarılı iş yapan bir girişim yabancı yatırımcıların ilgilendiği bir aşamaya geldiğinde ticari faaliyetlerini başka bir ülkeye taşımak 2 uçak bileti kadar ucuz ve kolay.

İstanbul’u teknoloji girişimlerinin bir merkezi haline getirmek istiyorsak yabancı girişimcilerin ikamet ve çalışma izinleri konusunda değişiklik yapmak zorundayız. Özellikle teknoloji tabanlı şirket kurulumları ve yaşam süreçleri için acil değişiklikler yapmalıyız. Ülkenin gelecekte ulaşmasını düşündüğümüz GSMH seviyesine getirebilmek için bilgiye dayalı sektörlerde bunu yapmak bugün için zorunluluk haline gelmiş ve geç kalınmıştır.

Avrupa başta olmak üzere bir çok ülke bir sonraki ‘Silikon Vadisi’ olabilmek için çalışıyor. Bir sonraki teknoloji merkezi olabilmek için sadece binalar yapmak, bu blokların bütününe vadi veya park demek yetmiyor. Düşünce yapımızı değiştirmemizin yanı sıra hukuksal ve ticari kurallarımızın değişmesi gerekli. Düşünce yapımızı değiştirmek daha uzun süre alacak, hukuksal ve ticari kuralları hızla düzenlememiz lazım.

San Francisco’nun en önemli unsurlarından birisi dünyanın en yetenekli insanlarını bir araya çekebilmesi, yaşanabilir bir hayat seviyesi sağlayarak, yaratacı bir ortamı oluşturulmasıdır. İlk olarak Türkiye olarak bölgemizde yaşayan bir çok ülkedeki yetenekli insanları çekebilmek, çalışabilmeleri ve yaşayabilmelerinin önlerinin açmamız gerekiyor.

İstanbul sadece Ortadoğu değil, Avrupa ve Asyadaki bir çok şehirden daha canlı ve yaşanabilir özellikleri barındırmaktadır. Tarihsel ve kültürel olarak çevre ülkelerdeki teknoloji alanında çalışanların gelmek istedikleri bir merkezdir. Yetenekli ve aynı kafa yapısında olan insanları bir araya toplamak çok önemli adımlardan birisi olacaktır. Düşünce yapısını insanların bir araya gelmeleri ve sürekli olarak etkileşimde bulunmaları değiştirecektir. Kar topu etkisini başlatabilmek için bu ilk küçük sıkı topu yapmamız ve yuvarlamaya devam etmemiz gerekiyor.

Yetenekli insanların birlikte çalışmaları uzun vadede başarılı ekonomik değer üretimine, bu girişimcilerin kendilerine özgüvenlerinin artmasına, bilgi birikimini bir sonraki nesile aktarabilmelerini sağlayacaktır. Ekonomi bilimine göre üretim faktörleri emek, sermaye, doğal kaynaklar, girişimci ve teknolojidir. Bilgi çağını endüstri devriminden ayıran en önemli fark girişimci ve emeğin katma değer üretimindeki ağırlığıdır.

Ülkemizin yazılım ve teknoloji alanında çalışan çok yetenekli / bilgili girişimcileri ve emek gücü vardır, ancak bu yeterli değildir. 10 yıl içinde ilk sıradaki 10 büyük ekonominin içinde yer almak istiyorsak daha fazla insan kaynağına ihtiyaç duyacağımız kaçınılmazdır.

Bunun için aşağıdaki 2 önerim olacak.
1. Startup Vizesi çıkarmamız gerekmektedir. Girişimlerini Türkiye’de kuracak yabancı girişimcilere çalışma ve ikamet izinlerini hızlı ve kolaylıkla çıkarmamız gerekli. Bununla ilgili kanunları kısa sürede partiler üstü hazırlamamız gerekli.
2. Teknoloji şirketlerinin kurulması / kapanması konusunda süreçlerimizi güncellememiz yabancı girişimlerin ülkemizde şirket kurabilmelerinin önündeki ticari / hukuki süreçleri değiştirmemiz gereklidir.

Continue reading...

10.Kalkınma Planından

» 29 January 2015 » In Uncategorized » No Comments

Girişimcilik ekosisteminde hizmet ve destek sağlayan tüm kurum ve kuruluşların kurumsal kapasiteleri ve işbirliği düzeyleri artırılacaktır. Kamu tüzel kişiliğine sahip meslek kuruluşları, ekonomiye katkılarını artırmak ve girişimciliği desteklemek üzere yeniden yapılandırılacaktır.
 
Yüksek katma değerli internet girişimlerinin ortaya çıkması ve gelişimi desteklenecektir.
 
İnternet ekonomisinin gelişimi için gerekli teknik, hukuki ve idari altyapılar geliştirilecektir. Yerli internet girişimlerinin başta bölge ülkeleri olmak üzere yurtdışına açılmaları sağlanacaktır. 

(Gencer Özkazman‘a bilgilendirdiği için teşekkürler)

 

Continue reading...

Dünya tıpkı onu düşlediğimiz gibidir

» 20 December 2014 » In Uncategorized » 1 Comment

Stefano D’anna tanışmam 3 yıl önce Etohum Girişimcilik Zirvesi öncesinde olmuştu. Etohum girişimcilerimizden Faruk, Stefano öğrencilerindendi ve onu konuşmaya davet ettik. Bu süreç içinde kendisiyle bir çok kez buluşup sohbet ettik. Bir araya geldiğimizde her zaman çok sıcak karşılar, Akdeniz insanının yakınlığıyla sarılırdı. Konuşmalarımızdan bana damıtılmış düşünceler kaldı. Profesör Eylül ayında aramızdan ayrıldı. Dünya tıpkı onu düşlediğimiz gibidir derdi.

Ofisimiz eksi birinci kattaydı. Garaja giden seviyedeydi, o sebeple kapısına Etohum Garaj yazdık. Odalara bölünmemişti daha önce binadaki bir şirketin restoranı olarak kullanılmıştı. İçerisini Kerim sıfırdan yaptı. Her seferinde olduğu gibi dekorasyon için aylarca bakınıp durduk ama ilk döşendiği gibi kaldı hep sade ve fonksiyonel. Isıyı ayarlayamıyorduk ya çok sıcak oluyordu ya da çok soğuk, bir de gün ışığı almıyordu. Toprağı gören pencereleri vardı. Sabah girdikten sonra dışarıdan haberimiz olmuyordu.

Abimle benim yeşil bir bisikletimiz vardı. Mahallenin sonunda boş arazi kışın yağmur yağdığında gölcük olurdu. Kurbağa yavrularını elimize alırdık, bir de yazın aynı yerde uçurtma uçururduk. Okul tatil olduğunda sabah erkenden mahalleye çıkar akşam geç vakitte eve gelirdik. uzaktaki mahallelere bisikletlerle giderdik. Çenesuyu o zaman mahallelerdeki ortak çeşmelerden içilirdi. Bidonları doldurup eve taşırdık. Evimizde banyo sobası vardı. Banyo yapmadan öncesinde ısıtırdık. Arka bahçemizdeki bodrumda kömür ve odun depolardık. Kışın buradan kömürü ortaokula gitmeye başladığımızda ben taşırdım. Gece soba söndüğünde sabahları ev soğuk olurdu.

Üniversite sırasında yazları Antalya’da otelde çalıştım. Sabah erkenden çalıştığım deniz spor okulunu çalı süpürgesiyle süpürürdüm. Tüm gün kıyıdaki sörf tahtalarını ve yelkenlileri karaya taşırdım. 3 ay boyunca kazandığım parayla kendime kışlık bir mont almıştım. Okulun sahibi Rainer’di. 6 ay Türkiye’de geçirir 6 ay Almanya’ya dönerdi. İlk yurtdışına çıkışım lise sırasında olmuştu. Son sınıfta İskoçya’ya gitmiştim. Tek başıma Edinburgh’yu gezmiştim. Sahibi Türk olan bir pizzacının üzerinde kalmıştım. Evinde sahibi oydu. Sütlü çayı ilk defa orada içtim. Beni çok etkileyen ‘The Big Blue’ filmine orada gitmiştim.

Almanya’dan geri döndüğümde 2 ay boyunca Hollanda Başkonsolosluğunda danışman olarak çalıştım. Konsolosluk Beyoğlunun sonuna doğrudur. Tünele gelmeden önce sol taraftadır. Perili olduğu söylenir. Adı Beyaz güldür. Esrarengiz bir varlık olarak rivayet edilir. Bekâr Cornelis Calkoen’un olağanüstü güzel sevgilisi olduğu ve 1743 yılında Calkoen’un tayini çıkınca ardından aşk acısıyla öldüğü ve ruhunun hâlâ Saray’da gezdiği söylenir. Bahçe merdivenlerinin duvarına küçük bir heykeli vardır. Müslim’le burada tanıştım. Müslim ofisi temizleyen görevliydi. Akşamları masama gelir sohbet ederdik. Kümesteki Kartal Neden Uçamaz kitabını da bu dönemde yaz aylarında yazdım.

Üniversitede düşük not aldığım tek sınav vardı. O vizede elim konuma dolaşmıştı tüm sınav boyunca nerdeyse bir şey yapamamıştım. Cenkmen ve Uluçay’la kaldığımız evde genelde yemek yapmazdık Beşiktaş’ta ara sokakta Anadolu lokantasında yerdik. Çorba, yarım porsiyon pilav ve et. Bankada çalışmak 2 yıl boyunca eziyet gibi gelmişti. Meslek İntiharı kitabını okuduktan sonra ayrılmaya karar vermiştim.

Sanırım Cumartesi’ydi garajda girişimcilerle görüşüyorduk. Ankara’dan tek başına bir üniversite öğrencisi gelmişti. Ne yaptığını anlamadım. Ön yargım hızla çalıştı. Projenin anlamsız olduğuna karar vermek üzereydim. Geçenlerde 1.000’in üzerinde girişimciyle görüştüğümü hesapladım. Odaya girişlerinden itibaren başlıyor karar verme mekanizmam artık. İlk merhaba ve selamlaşma sırasında veriyorum kararımı. Ön yargı bu olsa gerek.

Beni bankacılıktan sonra işe alan kişi Orhan Göksal’dır. Çalıştığım süre boyunca erken aşamada internet girişimleriyle ve eticaretle uğraştım. İnkubasyon ve girişimcilere destek sistemleri o gün düşünmüştü. New York’a ilk defa 2000 yılında gittim. Columbia Üniversitesi’nde Eticaret eğitimine göndermişti. Çok yüksek bir enerjisi vardır Orhan beyin.

Profesör ”Düşünü sev, ona tüm gücünle inan, her zorluğa rağmen peşinden git. Gerçekleşecektir.” derdi. Her sabah bu heyecanla kalkıyorum bazı geceler uyumuyorum. Pozitif düşüncenin gücüne inanıyorum. Dünya tıpkı onu düşlediğimiz gibidir. Şimdi yepyeni bir dünya düşlüyorum.

Continue reading...

Bana başka bir fıkra anlat

» 20 April 2014 » In Uncategorized » 2 Comments

Serzenişim tek delikli düğme üreticilerinedir. Kimse üzerine alınıp konuyu başka noktalara çekmesin. Politikayla, siyasetle işim olmaz. Henüz bu sosfistike bir bilimi, özellikle ülkemizdeki gelişmişlik seviyesinde, anlamış durumda değilim. House of Cards seyrederim o kadar. Bazen de salonda kanepede seyrederken uyuyor buluyorum kendimi. Şimdi ilk paragrafta seslendiğimiz hedef demografiyi anlattım. Aşağıda bu kiteleye mesajlarımı vereceğim. Umarım bu sefer anlarlar.

1950’lere geri dönelim istiyorum senin derdin nerdeyse ikinci dünyası savaşı sonrasına dayanıyor. Belki sen kısa pantalonla oynarken bu adamlar soğuk savaş vesilesiyle bir sistem buluyorlar. Adına da uzun süre sonra internet adını veriyorlar. Tarihçeyi kısa geçiyorum. Okumaz sıkılırsın diye. Ya da sana anlatanları baymamak için.

Kaba taslak 60 yıl önce diyelim akılda kalsın bu adamlar bilgisayar üretim teknolojilerinde de iyileştirmeler yapıyorlar. Sen hala ülkende karşılık bulacak kelime aramakla boğuşurken ‘inovation’ denilen tek dişi kalmış canavar dünyayı değiştirmeye niyetli insanlar tarafından sürekli tekrarlana tekrarlana uzaya çıkıyor iniyor bir daha çıkıyor sonra üzerine tur atıyor. Aslında matbaa suçlu değil anlayacağın.

Paragrafları da çok uzun tutmamaya, cümleleri uzatmamaya çalışıyorum. Nerede kalmıştık adamlar yıllar önce bu internetin temellerini atıyorlar 1990’ların ikinci yarısından itibaren de olayı ticarileştiriyorlar. Anlayacağın para işi devreye giriyor. Olaya hemen ‘hah işte vergi’ gözlüğünle bakmayasın sakın. Çünkü başka bir niyetleri var. Bu adamlar bildiğin dünyayın ticari, kültürel, ekonomik, sanatsal veya ismini ne koyarsan koy geliştirmeye çalışıyorlar. Hatta bir kısmı şirketlerini kurarken küçükcük aşamada bile dünyayı değiştirmek vizyonuyla yola çıkıyorlar.

Bir kısım buluşlarını bile bak diyim ben bile anlamıyorum. Sana diyim biz bunlardan daha iyisini yaparız. Örnek vereyim biz dünya 3ncüsü futbol takımı çıkarmadık mı? UEFA kupasını almadık mı? Yoğurdu bulmadık mı? 1nci, 2nci ve 3ncü köprüleri bizim işçilerimiz yapmadı mı? Evelallah hepsini yaparız. İçinde inancın olduktan sonra başaramayacağın hiç bir şey olmaz. Bunu en son ”Tek düğmeli üreticiler derneği” seçimlernde kanıtlamadık mı?

İşte yazının burası kritik. Yukarı çıkarken birşeyler anlattık şimdi yokuş aşağıya inerken mesajımızla bağlamak gerekiyor. Bu kadar vaktini aldık okudun bir amacı olmalı bu kadar yüzlerce kelimenin bir araya gelen bağlacın. Dikkat etmediğim edebi kuralların.

Çıktığın vitesle in derler. 1 veya 2’ye al vitesi. Otomatikse dokunma o halleder. Bu otomobil mevzu açılmışken Silikon Vadisi denilen yer var ya orada üretmeye başlamışlar bu cihazlardan. Otomobil 1886’da Carl Benz tarafından bulunuyor bu arada. Amerika’da da Ford 1903 yılında Detroit’in dış mahallerinde nerdeyse Michigan’a yakın bir mevkide kuruyor şirketini. Bu yılları özellikle buldum. 150 yılı aşkın bir ‘inovasyon’ var üstünde oturduğun bu dört tekerleğin üzerinde. Ne dicem sonra bu Detroit var ya batıyor. Şimdiler de bu silikon vadisi denilen yerde bunları üretiyorlar. Bildiğin internet var içinde yakında sosyalleşirler de. İki araç birbirini tanır yol verir felan. Unutmadan elektrik tüketiyor bunlar.

Toparlayalım mesajı. Ne demiştik bu kadar kalabalık yazıda. Bir teknolojik gelişmenin sonucunda çıkan icatlar dün bulunmadı, yüzyıllık bir macera. Uzun vadeli yatırımların ve sürdürebilir bir vizyonun eseri. Dolayısıyla bugün salya sümük ağlamana gerek yok. Gölge etme otur çalış senin de olur. Günlük evinin sorunlarıyla uğraşırken bu iki çocuk çıkıp çalışıyor bazen arama motorunu geliştiriyor bazen iletişimde devrim yaratacak inovasyonlara imza atıyorlar.

Şimdi desen ki bizim de topçularımız var onlar kadar iyi oynuyoruz. Fayda etmez 1-2 dışa düşen örnek haricinde başarı yakalaman mümkün değil çünkü yol yanlış haritayı ters tutuyoruz. bu dışa düşenlerde sürüden ayrılan tipler. Birisinin demesi lazım bu hedefe gidiyorsak harita tek ama düz okuman lazım. Ters tutarsan ne ekonomini büyütebilirsin ne de sanayini geliştirebilirsin. Üretttiğini düşündüğün uçağın, bırak uçağı ya bilgisayarın, (biz bilgisayar üretmiyorduk ki) işte üreteceğin neyse parçalarının hepsini yurtdışından alırsın sonra koltuğunu ben üretiyorum diye böbürlenirsin.

Evet diyorduk ki mesele para olursa yeni dünyanın kuralları değişti onları hatırlatayım sen de dernek yasalarını buna göre toparla düzelt. Kim teknolojiyi bulursa o topluyor araziyi. Dolayısıyla artıklardan otlanmaya çalışmayalım oturalım konuşalım. Belki yürüyerek yetişmemiz çok uzun sürecek bu drone üreticilerini ama bir yerden başlayalım. Her seferinde oyunu bozuyorsun başa dönüyoruz. İlk kutuya koyuyoruz piyonları.

Özetle diyeceğim şudur Muhittin, adına teknoloji, bilişim koyarak vadi üretmezsin. Teknoloji dediğin şey fabrikada yapılmıyor. Ülkenin en iyi yazıcılımcılarını bir binaya koysan ortaya bir şey çıkmaz. Şu andaki kültür, ekonomik sistem veya ortalık inovasyon yapmaya, teknoloji üretmeye uygun değil. Yabancılardan medet umma, kimse araştırma geliştirmesini buraya kurmaz. Godot gibi bekler durursun. Haydi hala geç değil otur konuşalım ama sakın interneti tekrar bulurum istersem ben ülkemi intranet yaparım deme. Masaya oturup konuşmamızın başlangıcı bu espri olmasın, bana başka bir fıkra anlat kır buzları.

Continue reading...

Düşüncelerimiz kaderimizdir.

» 26 February 2014 » In Uncategorized » No Comments

İster bilinçli, ister bilinçsiz olsun, kişinin başına dışardan gelen hiçbir olay onun rızası olmadan gerçekleşmez. Hiçbir şey insanın düşüncelerinin içinden geçmeden oluşamaz. İşte bu sebeple, düşünce en büyük güçtür. Tanrılar Okulu

Prof. Stefano D’anna

Continue reading...

Yengeç sepeti

» 25 February 2014 » In Uncategorized » 1 Comment

Yengeç avcıları avladıkları bir yengeci sepete koyduktan sonra ikinci bir yengeci sepete atarlar ve bu iki yengeç birbirlerine sarılır, biri diğerinin dışarı çıkmasına izin vermez. İki yengeci sepete atan yengeç avcısı onların dışarı çıkamayacağını bilir. Bu yüzden yengeç sepetlerinin kapağı yoktur.

Continue reading...

Tags:

Zavallılar! hiç bir zaman başaramayacaklar!

» 27 January 2014 » In Girişimciler » 2 Comments

Kurbağalar bir gün yarışma düzenlemiş. Hedef; çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmış ve yarış başlamış.Gerçekte seyirciler arasında hiç biri yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş.Sadece şu sesler duyulabiliyormuş: ”Zavallılar! hiç bir zaman başaramayacaklar!”

Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş. Seyirciler bağırmaya devam ediyorlarmış:”Zavallılar! hiç bir zaman başaramayacaklar!”

Sonunda bir tanesi hariç, hepsinin ümitleri kırılmış ve bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içerisinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş;”Bu işi nasıl başardın?” diye. O anda farkına varmışlar ki; Kuleye çıkan kurbağa sağırmış!

Siz de, hayallerinizi gerçekleştiremeyeceğinizi söyleyen söz ve kişilere karşı hep sağır kalın. Olumsuz düşünen insanları duymayın!

(anonim)

Continue reading...