Düşünce yapısı devrimi

» 22 October 2015 » In Uncategorized » 2 Comments

Dünyadaki bir çok gelişmiş ekosisteme bakıp şu anda ne yapıyorlarsa kopyalamaya çalışıyoruz. En kolayı şu anda çalıştıkları binaları, masaları ve koltukları kopyalıyoruz ve bunların başarılı bir girişimcilik sistemi oluşturacağını umut ediyoruz. Bu görsel dekorasyon malzemeleriyle ilgisi olmadığını düşünce yapısının değiştirilmesi gerçeğini hep halı altına itiyoruz.

En zoru ve uzun sürecek olanı ‘Düşünce Yapısı’ devrimini gerçekleştirebilmek olacaktır. Maddeleri değiştirmek en kolay olanı, insanları değiştirmek ise nesiller sürecek olanıdır. Tohum ekmeye benziyor. Bu düşünceyi ektikten sonra sulamak gübrelemek, korumak ve meyvelerini toplamak uzun yıllar alıyor. Eğer orman oluşturmak istiyorsak yüzyıllar alıyor. Tohum ekmezsek hiç bir zaman oluşmuyorlar.

Eğer teknoloji kopyalamaktan çıkmak istiyorsak tüm düşünce yapısını değiştirmek gerekiyor. İlk olarak hiyerarşiden uzaklaşmakla başlıyor. Yani organizasyon şemalarında yüksek kutularında olanlarla veya devletin yüksek mevkilerinde oturanlarla aynı düzlemde konuşabilmek ve sadece fikirlerin konuşulmasını sağlamaktan geçiyor. Her türlü fikri konuşabilmek bu işin ilk adımı. Fikirlerin hiyerarşiden bağımsız olduğu gerçeğini öğrendiğiniz ve karşı tarafı bastırmaya çalışmadığımız zaman ancak bu düşünce yapısını değiştirebileceğiz. Her şey bu kadar basit aslında. Bu iş binaları kopyalamaya renkli sandalyeler, ofislere yanar döner logolar koymakla, şatafatlı açılışlar yapmaklar olmayacak.

Continue reading...

Startup Vizesi

» 24 May 2015 » In Uncategorized » No Comments

Bugün internet şirketinin başka bir ülkeye taşınması 2-3 gün alıyor. Ekonomik değer bir anda burada ertesi gün başka bir ülkede olabiliyor. Endüstri devriminde olması çok zor olan bu değişim özellikle teknoloji tabanlı kurulan girişimler için çok daha kolaylaştı. Türkiye’de kurulmuş teknoloji alanında başarılı iş yapan bir girişim yabancı yatırımcıların ilgilendiği bir aşamaya geldiğinde ticari faaliyetlerini başka bir ülkeye taşımak 2 uçak bileti kadar ucuz ve kolay.

İstanbul’u teknoloji girişimlerinin bir merkezi haline getirmek istiyorsak yabancı girişimcilerin ikamet ve çalışma izinleri konusunda değişiklik yapmak zorundayız. Özellikle teknoloji tabanlı şirket kurulumları ve yaşam süreçleri için acil değişiklikler yapmalıyız. Ülkenin gelecekte ulaşmasını düşündüğümüz GSMH seviyesine getirebilmek için bilgiye dayalı sektörlerde bunu yapmak bugün için zorunluluk haline gelmiş ve geç kalınmıştır.

Avrupa başta olmak üzere bir çok ülke bir sonraki ‘Silikon Vadisi’ olabilmek için çalışıyor. Bir sonraki teknoloji merkezi olabilmek için sadece binalar yapmak, bu blokların bütününe vadi veya park demek yetmiyor. Düşünce yapımızı değiştirmemizin yanı sıra hukuksal ve ticari kurallarımızın değişmesi gerekli. Düşünce yapımızı değiştirmek daha uzun süre alacak, hukuksal ve ticari kuralları hızla düzenlememiz lazım.

San Francisco’nun en önemli unsurlarından birisi dünyanın en yetenekli insanlarını bir araya çekebilmesi, yaşanabilir bir hayat seviyesi sağlayarak, yaratacı bir ortamı oluşturulmasıdır. İlk olarak Türkiye olarak bölgemizde yaşayan bir çok ülkedeki yetenekli insanları çekebilmek, çalışabilmeleri ve yaşayabilmelerinin önlerinin açmamız gerekiyor.

İstanbul sadece Ortadoğu değil, Avrupa ve Asyadaki bir çok şehirden daha canlı ve yaşanabilir özellikleri barındırmaktadır. Tarihsel ve kültürel olarak çevre ülkelerdeki teknoloji alanında çalışanların gelmek istedikleri bir merkezdir. Yetenekli ve aynı kafa yapısında olan insanları bir araya toplamak çok önemli adımlardan birisi olacaktır. Düşünce yapısını insanların bir araya gelmeleri ve sürekli olarak etkileşimde bulunmaları değiştirecektir. Kar topu etkisini başlatabilmek için bu ilk küçük sıkı topu yapmamız ve yuvarlamaya devam etmemiz gerekiyor.

Yetenekli insanların birlikte çalışmaları uzun vadede başarılı ekonomik değer üretimine, bu girişimcilerin kendilerine özgüvenlerinin artmasına, bilgi birikimini bir sonraki nesile aktarabilmelerini sağlayacaktır. Ekonomi bilimine göre üretim faktörleri emek, sermaye, doğal kaynaklar, girişimci ve teknolojidir. Bilgi çağını endüstri devriminden ayıran en önemli fark girişimci ve emeğin katma değer üretimindeki ağırlığıdır.

Ülkemizin yazılım ve teknoloji alanında çalışan çok yetenekli / bilgili girişimcileri ve emek gücü vardır, ancak bu yeterli değildir. 10 yıl içinde ilk sıradaki 10 büyük ekonominin içinde yer almak istiyorsak daha fazla insan kaynağına ihtiyaç duyacağımız kaçınılmazdır.

Bunun için aşağıdaki 2 önerim olacak.
1. Startup Vizesi çıkarmamız gerekmektedir. Girişimlerini Türkiye’de kuracak yabancı girişimcilere çalışma ve ikamet izinlerini hızlı ve kolaylıkla çıkarmamız gerekli. Bununla ilgili kanunları kısa sürede partiler üstü hazırlamamız gerekli.
2. Teknoloji şirketlerinin kurulması / kapanması konusunda süreçlerimizi güncellememiz yabancı girişimlerin ülkemizde şirket kurabilmelerinin önündeki ticari / hukuki süreçleri değiştirmemiz gereklidir.

Continue reading...

10.Kalkınma Planından

» 29 January 2015 » In Uncategorized » No Comments

Girişimcilik ekosisteminde hizmet ve destek sağlayan tüm kurum ve kuruluşların kurumsal kapasiteleri ve işbirliği düzeyleri artırılacaktır. Kamu tüzel kişiliğine sahip meslek kuruluşları, ekonomiye katkılarını artırmak ve girişimciliği desteklemek üzere yeniden yapılandırılacaktır.
 
Yüksek katma değerli internet girişimlerinin ortaya çıkması ve gelişimi desteklenecektir.
 
İnternet ekonomisinin gelişimi için gerekli teknik, hukuki ve idari altyapılar geliştirilecektir. Yerli internet girişimlerinin başta bölge ülkeleri olmak üzere yurtdışına açılmaları sağlanacaktır. 

(Gencer Özkazman‘a bilgilendirdiği için teşekkürler)

 

Continue reading...

Dünya tıpkı onu düşlediğimiz gibidir

» 20 December 2014 » In Uncategorized » 1 Comment

Stefano D’anna tanışmam 3 yıl önce Etohum Girişimcilik Zirvesi öncesinde olmuştu. Etohum girişimcilerimizden Faruk, Stefano öğrencilerindendi ve onu konuşmaya davet ettik. Bu süreç içinde kendisiyle bir çok kez buluşup sohbet ettik. Bir araya geldiğimizde her zaman çok sıcak karşılar, Akdeniz insanının yakınlığıyla sarılırdı. Konuşmalarımızdan bana damıtılmış düşünceler kaldı. Profesör Eylül ayında aramızdan ayrıldı. Dünya tıpkı onu düşlediğimiz gibidir derdi.

Ofisimiz eksi birinci kattaydı. Garaja giden seviyedeydi, o sebeple kapısına Etohum Garaj yazdık. Odalara bölünmemişti daha önce binadaki bir şirketin restoranı olarak kullanılmıştı. İçerisini Kerim sıfırdan yaptı. Her seferinde olduğu gibi dekorasyon için aylarca bakınıp durduk ama ilk döşendiği gibi kaldı hep sade ve fonksiyonel. Isıyı ayarlayamıyorduk ya çok sıcak oluyordu ya da çok soğuk, bir de gün ışığı almıyordu. Toprağı gören pencereleri vardı. Sabah girdikten sonra dışarıdan haberimiz olmuyordu.

Abimle benim yeşil bir bisikletimiz vardı. Mahallenin sonunda boş arazi kışın yağmur yağdığında gölcük olurdu. Kurbağa yavrularını elimize alırdık, bir de yazın aynı yerde uçurtma uçururduk. Okul tatil olduğunda sabah erkenden mahalleye çıkar akşam geç vakitte eve gelirdik. uzaktaki mahallelere bisikletlerle giderdik. Çenesuyu o zaman mahallelerdeki ortak çeşmelerden içilirdi. Bidonları doldurup eve taşırdık. Evimizde banyo sobası vardı. Banyo yapmadan öncesinde ısıtırdık. Arka bahçemizdeki bodrumda kömür ve odun depolardık. Kışın buradan kömürü ortaokula gitmeye başladığımızda ben taşırdım. Gece soba söndüğünde sabahları ev soğuk olurdu.

Üniversite sırasında yazları Antalya’da otelde çalıştım. Sabah erkenden çalıştığım deniz spor okulunu çalı süpürgesiyle süpürürdüm. Tüm gün kıyıdaki sörf tahtalarını ve yelkenlileri karaya taşırdım. 3 ay boyunca kazandığım parayla kendime kışlık bir mont almıştım. Okulun sahibi Rainer’di. 6 ay Türkiye’de geçirir 6 ay Almanya’ya dönerdi. İlk yurtdışına çıkışım lise sırasında olmuştu. Son sınıfta İskoçya’ya gitmiştim. Tek başıma Edinburgh’yu gezmiştim. Sahibi Türk olan bir pizzacının üzerinde kalmıştım. Evinde sahibi oydu. Sütlü çayı ilk defa orada içtim. Beni çok etkileyen ‘The Big Blue’ filmine orada gitmiştim.

Almanya’dan geri döndüğümde 2 ay boyunca Hollanda Başkonsolosluğunda danışman olarak çalıştım. Konsolosluk Beyoğlunun sonuna doğrudur. Tünele gelmeden önce sol taraftadır. Perili olduğu söylenir. Adı Beyaz güldür. Esrarengiz bir varlık olarak rivayet edilir. Bekâr Cornelis Calkoen’un olağanüstü güzel sevgilisi olduğu ve 1743 yılında Calkoen’un tayini çıkınca ardından aşk acısıyla öldüğü ve ruhunun hâlâ Saray’da gezdiği söylenir. Bahçe merdivenlerinin duvarına küçük bir heykeli vardır. Müslim’le burada tanıştım. Müslim ofisi temizleyen görevliydi. Akşamları masama gelir sohbet ederdik. Kümesteki Kartal Neden Uçamaz kitabını da bu dönemde yaz aylarında yazdım.

Üniversitede düşük not aldığım tek sınav vardı. O vizede elim konuma dolaşmıştı tüm sınav boyunca nerdeyse bir şey yapamamıştım. Cenkmen ve Uluçay’la kaldığımız evde genelde yemek yapmazdık Beşiktaş’ta ara sokakta Anadolu lokantasında yerdik. Çorba, yarım porsiyon pilav ve et. Bankada çalışmak 2 yıl boyunca eziyet gibi gelmişti. Meslek İntiharı kitabını okuduktan sonra ayrılmaya karar vermiştim.

Sanırım Cumartesi’ydi garajda girişimcilerle görüşüyorduk. Ankara’dan tek başına bir üniversite öğrencisi gelmişti. Ne yaptığını anlamadım. Ön yargım hızla çalıştı. Projenin anlamsız olduğuna karar vermek üzereydim. Geçenlerde 1.000’in üzerinde girişimciyle görüştüğümü hesapladım. Odaya girişlerinden itibaren başlıyor karar verme mekanizmam artık. İlk merhaba ve selamlaşma sırasında veriyorum kararımı. Ön yargı bu olsa gerek.

Beni bankacılıktan sonra işe alan kişi Orhan Göksal’dır. Çalıştığım süre boyunca erken aşamada internet girişimleriyle ve eticaretle uğraştım. İnkubasyon ve girişimcilere destek sistemleri o gün düşünmüştü. New York’a ilk defa 2000 yılında gittim. Columbia Üniversitesi’nde Eticaret eğitimine göndermişti. Çok yüksek bir enerjisi vardır Orhan beyin.

Profesör ”Düşünü sev, ona tüm gücünle inan, her zorluğa rağmen peşinden git. Gerçekleşecektir.” derdi. Her sabah bu heyecanla kalkıyorum bazı geceler uyumuyorum. Pozitif düşüncenin gücüne inanıyorum. Dünya tıpkı onu düşlediğimiz gibidir. Şimdi yepyeni bir dünya düşlüyorum.

Continue reading...

Bana başka bir fıkra anlat

» 20 April 2014 » In Uncategorized » 2 Comments

Serzenişim tek delikli düğme üreticilerinedir. Kimse üzerine alınıp konuyu başka noktalara çekmesin. Politikayla, siyasetle işim olmaz. Henüz bu sosfistike bir bilimi, özellikle ülkemizdeki gelişmişlik seviyesinde, anlamış durumda değilim. House of Cards seyrederim o kadar. Bazen de salonda kanepede seyrederken uyuyor buluyorum kendimi. Şimdi ilk paragrafta seslendiğimiz hedef demografiyi anlattım. Aşağıda bu kiteleye mesajlarımı vereceğim. Umarım bu sefer anlarlar.

1950’lere geri dönelim istiyorum senin derdin nerdeyse ikinci dünyası savaşı sonrasına dayanıyor. Belki sen kısa pantalonla oynarken bu adamlar soğuk savaş vesilesiyle bir sistem buluyorlar. Adına da uzun süre sonra internet adını veriyorlar. Tarihçeyi kısa geçiyorum. Okumaz sıkılırsın diye. Ya da sana anlatanları baymamak için.

Kaba taslak 60 yıl önce diyelim akılda kalsın bu adamlar bilgisayar üretim teknolojilerinde de iyileştirmeler yapıyorlar. Sen hala ülkende karşılık bulacak kelime aramakla boğuşurken ‘inovation’ denilen tek dişi kalmış canavar dünyayı değiştirmeye niyetli insanlar tarafından sürekli tekrarlana tekrarlana uzaya çıkıyor iniyor bir daha çıkıyor sonra üzerine tur atıyor. Aslında matbaa suçlu değil anlayacağın.

Paragrafları da çok uzun tutmamaya, cümleleri uzatmamaya çalışıyorum. Nerede kalmıştık adamlar yıllar önce bu internetin temellerini atıyorlar 1990’ların ikinci yarısından itibaren de olayı ticarileştiriyorlar. Anlayacağın para işi devreye giriyor. Olaya hemen ‘hah işte vergi’ gözlüğünle bakmayasın sakın. Çünkü başka bir niyetleri var. Bu adamlar bildiğin dünyayın ticari, kültürel, ekonomik, sanatsal veya ismini ne koyarsan koy geliştirmeye çalışıyorlar. Hatta bir kısmı şirketlerini kurarken küçükcük aşamada bile dünyayı değiştirmek vizyonuyla yola çıkıyorlar.

Bir kısım buluşlarını bile bak diyim ben bile anlamıyorum. Sana diyim biz bunlardan daha iyisini yaparız. Örnek vereyim biz dünya 3ncüsü futbol takımı çıkarmadık mı? UEFA kupasını almadık mı? Yoğurdu bulmadık mı? 1nci, 2nci ve 3ncü köprüleri bizim işçilerimiz yapmadı mı? Evelallah hepsini yaparız. İçinde inancın olduktan sonra başaramayacağın hiç bir şey olmaz. Bunu en son ”Tek düğmeli üreticiler derneği” seçimlernde kanıtlamadık mı?

İşte yazının burası kritik. Yukarı çıkarken birşeyler anlattık şimdi yokuş aşağıya inerken mesajımızla bağlamak gerekiyor. Bu kadar vaktini aldık okudun bir amacı olmalı bu kadar yüzlerce kelimenin bir araya gelen bağlacın. Dikkat etmediğim edebi kuralların.

Çıktığın vitesle in derler. 1 veya 2’ye al vitesi. Otomatikse dokunma o halleder. Bu otomobil mevzu açılmışken Silikon Vadisi denilen yer var ya orada üretmeye başlamışlar bu cihazlardan. Otomobil 1886’da Carl Benz tarafından bulunuyor bu arada. Amerika’da da Ford 1903 yılında Detroit’in dış mahallerinde nerdeyse Michigan’a yakın bir mevkide kuruyor şirketini. Bu yılları özellikle buldum. 150 yılı aşkın bir ‘inovasyon’ var üstünde oturduğun bu dört tekerleğin üzerinde. Ne dicem sonra bu Detroit var ya batıyor. Şimdiler de bu silikon vadisi denilen yerde bunları üretiyorlar. Bildiğin internet var içinde yakında sosyalleşirler de. İki araç birbirini tanır yol verir felan. Unutmadan elektrik tüketiyor bunlar.

Toparlayalım mesajı. Ne demiştik bu kadar kalabalık yazıda. Bir teknolojik gelişmenin sonucunda çıkan icatlar dün bulunmadı, yüzyıllık bir macera. Uzun vadeli yatırımların ve sürdürebilir bir vizyonun eseri. Dolayısıyla bugün salya sümük ağlamana gerek yok. Gölge etme otur çalış senin de olur. Günlük evinin sorunlarıyla uğraşırken bu iki çocuk çıkıp çalışıyor bazen arama motorunu geliştiriyor bazen iletişimde devrim yaratacak inovasyonlara imza atıyorlar.

Şimdi desen ki bizim de topçularımız var onlar kadar iyi oynuyoruz. Fayda etmez 1-2 dışa düşen örnek haricinde başarı yakalaman mümkün değil çünkü yol yanlış haritayı ters tutuyoruz. bu dışa düşenlerde sürüden ayrılan tipler. Birisinin demesi lazım bu hedefe gidiyorsak harita tek ama düz okuman lazım. Ters tutarsan ne ekonomini büyütebilirsin ne de sanayini geliştirebilirsin. Üretttiğini düşündüğün uçağın, bırak uçağı ya bilgisayarın, (biz bilgisayar üretmiyorduk ki) işte üreteceğin neyse parçalarının hepsini yurtdışından alırsın sonra koltuğunu ben üretiyorum diye böbürlenirsin.

Evet diyorduk ki mesele para olursa yeni dünyanın kuralları değişti onları hatırlatayım sen de dernek yasalarını buna göre toparla düzelt. Kim teknolojiyi bulursa o topluyor araziyi. Dolayısıyla artıklardan otlanmaya çalışmayalım oturalım konuşalım. Belki yürüyerek yetişmemiz çok uzun sürecek bu drone üreticilerini ama bir yerden başlayalım. Her seferinde oyunu bozuyorsun başa dönüyoruz. İlk kutuya koyuyoruz piyonları.

Özetle diyeceğim şudur Muhittin, adına teknoloji, bilişim koyarak vadi üretmezsin. Teknoloji dediğin şey fabrikada yapılmıyor. Ülkenin en iyi yazıcılımcılarını bir binaya koysan ortaya bir şey çıkmaz. Şu andaki kültür, ekonomik sistem veya ortalık inovasyon yapmaya, teknoloji üretmeye uygun değil. Yabancılardan medet umma, kimse araştırma geliştirmesini buraya kurmaz. Godot gibi bekler durursun. Haydi hala geç değil otur konuşalım ama sakın interneti tekrar bulurum istersem ben ülkemi intranet yaparım deme. Masaya oturup konuşmamızın başlangıcı bu espri olmasın, bana başka bir fıkra anlat kır buzları.

Continue reading...

Düşüncelerimiz kaderimizdir.

» 26 February 2014 » In Uncategorized » No Comments

İster bilinçli, ister bilinçsiz olsun, kişinin başına dışardan gelen hiçbir olay onun rızası olmadan gerçekleşmez. Hiçbir şey insanın düşüncelerinin içinden geçmeden oluşamaz. İşte bu sebeple, düşünce en büyük güçtür. Tanrılar Okulu

Prof. Stefano D’anna

Continue reading...

Yengeç sepeti

» 25 February 2014 » In Uncategorized » 1 Comment

Yengeç avcıları avladıkları bir yengeci sepete koyduktan sonra ikinci bir yengeci sepete atarlar ve bu iki yengeç birbirlerine sarılır, biri diğerinin dışarı çıkmasına izin vermez. İki yengeci sepete atan yengeç avcısı onların dışarı çıkamayacağını bilir. Bu yüzden yengeç sepetlerinin kapağı yoktur.

Continue reading...

Tags:

Zavallılar! hiç bir zaman başaramayacaklar!

» 27 January 2014 » In Girişimciler » 2 Comments

Kurbağalar bir gün yarışma düzenlemiş. Hedef; çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmış ve yarış başlamış.Gerçekte seyirciler arasında hiç biri yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş.Sadece şu sesler duyulabiliyormuş: ”Zavallılar! hiç bir zaman başaramayacaklar!”

Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş. Seyirciler bağırmaya devam ediyorlarmış:”Zavallılar! hiç bir zaman başaramayacaklar!”

Sonunda bir tanesi hariç, hepsinin ümitleri kırılmış ve bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içerisinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş;”Bu işi nasıl başardın?” diye. O anda farkına varmışlar ki; Kuleye çıkan kurbağa sağırmış!

Siz de, hayallerinizi gerçekleştiremeyeceğinizi söyleyen söz ve kişilere karşı hep sağır kalın. Olumsuz düşünen insanları duymayın!

(anonim)

Continue reading...

Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil

» 16 January 2014 » In Uncategorized » 9 Comments

Silikon Vadisi bir düşünce yapısıdır, bir bölgenin adı değildir.

Sevgili siyasetçiler tane tane yazacağım belki okumanız kolay olur belki daha kolay anlarsınız.

İnovasyon kiloyla satılmaz, teknoloji fabrikada üretilmez.

Destek veriyoruz fikri olana para veriyoruz kimse gelmiyor diye dövünme, para hiç bir şeyi çözmez, sadece bir araçtır.

Bilgi devrimini anlamakta geç kalırsan ekonomini ömür boyu düzeltemezsin. Sanayi devriminde katma değeri küçük işlerle uğraşırsın. Başkasının üreticisi olursun.

Yıllardır yetiştirdiğin yeteneklerini kaçırırısan ülkenin kaynaklarını diğer ülkelere sunuyorsun demektir. Komplo arama.

Tüm yaptıklarının sorumlusu sensin, bu internet yasası senin seçimin.

Bu internet yasası bu ekosistemin yıllardır geliştirmeye çalıştığı tüm kazanımları bir günde siler.

Silikon Vadisi bir düşünce yapısıdır, bir bölgenin adı değildir.

Yabancı yatırımcı çekmeye çalışıyorsun ve doğrudan yatırımları arttırmaya çalışıyorsun ya, bu yasayı maharetli metin yazarların anlatamaz.

Yetenekli girişimcilerin senden destek alır şirketini başka bir ülkede kuruverir. Anladığın dilden diyim başka ülkeye vergi verir. Başka ülkenin istihdam sorununu çözer.

Sen bu internet yasasını şu anda sana fayda getireceğini sanıyorsun ya, gün döner gelir ucu sana dokunuverir. Ülkenin büyümesi durduğunda ekonomistlerin nedenini anlamazlar.

Tecrübeli girişimciler toprakta yetişmez.

Demokrasiden dem vuruyorsun ya bu yasa ülkeyi Orta Afrika’daki ülkelerin arasına koyar.

Güzel binalar yaparak içini rengarenk boyayarak isimlerinin sonuna ‘Vadi’ getirerek teknoloji geliştiremezsin.

Bunun üzerinde cümleyi aynı anda aklında tutabileceğini, anlayacağını düşünmüyorum.

Özetleyim; bu İnternet yasasını çıkartırsan son 10 yıldır gelişen sektörün, (konuştuğun dilden diyim) içine edersin. Sonra kokusundan yanında duramazsın.

 

 

Continue reading...

Kızgın kuşlar hangi tarlada büyüyorlar?

» 22 November 2013 » In Uncategorized » 6 Comments

Geçen Ekim ayında ailece Helsinki’ye gittik. Tallinn deniz otobüsüyle bir buçuk saat tutuyor. Finlandiya kızgın kuşların ülkesi. Bir fareden (Disney) veya bir kuştan (Rovio) ülke nasıl bir ekonomik değer elde edebiliyor? Tallinn Estonya’ın başkenti, Skype’in çıktığı küçük kuzey Avrupa ülkesi. Manisa’nın nüfusu 2012 istatistiklerine göre 1,3 milyon kişi, Estonya 1,3 milyon ve 45 bin km2’lik bir alana sahiptir. Kaba bir hesaplamayla Konya büyüklüğünde ve Manisa nüfusuna sahip bir ülkeden bahsediyoruz.

San Francisco’da her yıl Haziran ayında ‘LGBT Pride Parade’ düzenleniyor milyonlarca gay, lezbiyen, biseksuel bu festivale geliyor. Sadece Amerika değil tüm dünyanın bu konuda başkenti olmuş durumda. Helsinki’de şehrin ortasında opera, modern sanat müzesi, ulusal tarih müzesi, ulusal sanat müzesi yer alıyor. Dublin’de bir çok ülkeden insan yaşıyor. Büyük internet şirketlerinin merkezlerinin burada olması şehri global bir yere çevirmiş. Tüm ülkelerin insanları bir arada. Belki bana rasgelmiş olabilir taksi şoförü müşteri beklerken kitap okuyordu.

Bir binaya, binalar topluluğuna veya bir bölgeye ‘Bilişim, Teknoloji, İnovasyon veya Vadi’ adı vermek onu teknolojinin çıkacağı yer haline getirmiyor. Girişimcilik veya internet adını sürekli tekrarlamak ortaya başarılar çıkarmıyor. Endüstri devriminin başarılı şirketlerinden başlayarak bilgi ekonomisinin şirketlerine doğru inceleyelim. Hangi değişkenlerin bu şirketleri oluşturduğunu analiz edelim. O zaman farklı faktörlere ulaşacağız. Ağzımızdan sürekli düşmeyen kültür ve ekosistem kavramlarını biraz deşmemiz gerekiyor.

Tüm fikirlere açık mısınız? Düşünün şehrinizde tüm dünyanın gay festivali yapılacak halkınız buna hazır mı? Sanat, yaratıcılık ve inovasyon bunlar hep yan yanadır. Bu alanlarda ne yapıyorsunuz? Dünyanın tüm yeteneklerini bir araya çekmeniz gerekli birlikte yaşamak için günlük yaşamınız hazır mı?

Sorunumuz nedir? Türkiye’den Bill Gates’ler ve Steve Jobs’lar çıkarmak istiyoruz. Bunun için hibe programları ve bilimsel destekler hazırlıyoruz. Parayla tüm her şeyin çözüleceğini umut ediyoruz. Betonun üzerine tohumlar saçan çiftçi gibiyiz. Bu tohumlardan bir kaç tanesinin şansına kırıklardan girip büyük bir ağaç olacağını ve meyvelerinin tüm herkesi doyuracağını, gölgesinde dinleneceğimizi düşünüyoruz. Yapmamız gereken toprağı ortaya çıkarmak, gübrelemek, sulamak ve tohumların büyüyeceği uygun bir ortamı oluşturmaktan fazla değil.

Ortaya yeniliklerin ve inovasyonun çıkmasını istiyorsak. Her türlü fikri ortaya koyabilecek bir ortamın oluşmasını sağlamak lazım. İlk olarak ‘Benim dediğim olacak bu kesindir ve en iyisini ben bilirim kültüründen vazgeçmek’ Sanat, yaratıcılık ve teknolojinin tüm yeteneklerini bir araya getirmek gerekli. Tüm sanat dallarını desteklememiz ve sanatçıları çekmemiz gerekiyor. Silikon vadisi kültürü sadece yazılımcıların bir binaya oturtulup kod yazmalarından oluşmuyor. Dünyanın en iyi insanları tüm yıl ılıman bir iklimde, oldukça düzgün bir yaşam koşullarında, rekabetçi bir ortamda bir arada oturuyorlar. Bunu ikinci dünya savaşından sonra 60 yıldır yapıyorlar.

Sadece biz değil Avrupa’nın bir çok ülkesi Silikon Vadisini kopyalamak istiyor. Hepsi şehirlerinden girişimler çıksın dünyayı değiştirsinler istiyorlar. Bizim yaptığımız gibi Londra’da bu işin adına ‘Tech City’ koymuş. Berlin bunun için çalışıyor. Avrupa’da her şehir büyük konferanslara ev sahipliği yapıyor. Tabi bu ülkelerin yöneticileri kızgın kuşların ekonomik değerini bilgi ekonomisinin ülke ekonomisine elle tutulmayan nasıl faydalar getirdiğini uzun süredir biliyorlar. Avrupa’daki bir çok şehir Silikon Vadisi kültürünün ortak özelliklerini taşıyor, ancak küçük bir kaç sosu içinde barındırmadıkları için yemek aynı tadı vermiyor. İşin diğer tarafı çok benzer bir yemek yapsanız bile zamanı kopyalayamıyorsunuz. 50 – 60 yıl boyunca bu kültürü sürdürecek bir düzene ihtiyacınız var. Tüm faktörleri bir araya getirdikten sonra bile çalışması kolay değil anlayacağınız.

Londra, finansın başkenti, sanat, yetenekler bu şehirde birlikte yaşıyor. Şehir düzgün bir hayat seviyesine sahip. Bir çok teknoloji şirketi burada ofis açıyorlar. Kültür olarak Amerika’ya çok benzer olduğu düşünülebilir. İyi üniversiteler var, ancak onlarda network etkisini yakalamış değiller. Startup’lar Londra yerine San Francisco’da kurmayı tercih ediyorlar. Londra’nın kendisini ayıştıracak hiç bir özelliği yok. Devlet, hatta belediye bile startup’ların burada kurulması için hibeler dağıtmaya başladı ancak bunların başarılı olacağını düşünmüyorum.

Yukarda belirttiğim gibi finansman bence ekosistemin oluşmasında önemli bir katsayısı olan bir değişken değil. İlk önce yapılması gereken diğer işler var. Alparslan’ın Malazgirt savaşıyla Anadolu’ya girişi 1071. Oxford Üniversitesinin kuruluşu 1096’lara dayanıyor. Cambridge ve Harvard’ın kültürü, Oxford Üniversite’sine dayanıyor dersek yanlış olmaz. Böyle köklü bir eğitim sisteminden bahsediyoruz. Dünyanın en iyi öğrencileri geliyor ancak internet ekonomisinde başarılı şirketler henüz çıkarmış değil. Oxford üniversitesinin yemekhanelerinde sınıf ayrılıklarını gördüğümde sebebin bu olduğunu düşündüm. Profesörler, doktorlar, kıdemli öğrenciler ve yeni öğrenciler birbirinden ayrılıyor ve farklı yerlerde oturmak zorundalar. Profesörler Hary Potter’da gördüğümüz gibi sahnede yüksekçe bir yerde oturuyorlar. Yanlış bir dinlenme odasına girdiğinizde çıkmanız isteniyor. Bu kültürde yeni ekonominin kurallarına uygun yaratıcı işlerin çıkmasını beklemek çok iyimserlik olur. Temel bilimlerle ilgili çalışıyorlar ve bu konuda dünyanın en iyileri arasındalar. 40’ı aşkın Nobel ödülleri var.

Başka ülkelerin sorunları bizi germesin, dönüp biz nasıl başarılı olabiliriz ona bakalım. Uzun süredir düşündüğüm faktörler şunlar.

1. Sanat kültürü: yaratıcılık, müzik, resim, heykel, bale, tiyatro ve sanatın diğer tüm dallarını tüm dünyadan çok daha fazla desteklemek gerekiyor. Girişimciliğe değil buraya hibeler verelim.

2. Yetenek: Dünyanın tüm yetenekleri çekmemiz lazım, onların birlikte yaşayabilecekleri alt yapıyı hazırlamamız gerekiyor. Şirket ve diğer hukuk altyapımız hazır olmalı. Yabancı dil bilen vatandaşlarımız hızla artmalı.

3. Temel Bilimler: Temel bilimlere yatırım yapmamız ve tüm destekleri bunlar için harcamamız gerekiyor. Girişimcilik için parasal desteğe ihtiyaç yok. Doktoralı öğrencilerimize temel bilim konusunda araştırma yapmaları için hibeler verelim.

4. Fikirlere açıklık: LGBT Pride Parade’ı dahil olmak üzere düzenleyebilecek kadar her türlü fikre açık olmamız, ön yargılı fikirlerimizden sıyrılmamız gerekiyor.

5. Yaşanabilirlik: Dünyanın en uygun iklimine sahibiz insan standartlarında yaşanacak şehirler oluşturmamız gerekli.

Tüm bu maddeleri 50 yıl boyunca devam ettirebilirsek çok güzel bir arazimiz olur. Üzerine istediğimiz tohumu ekebiliriz. Her türlü tarım yapılabilir hale gelir.

Continue reading...