Gullivers Travels’in dünyadaki başarı öyküsü

2005 yılında gelindiğinde Harbiye’de çalışan sayısı 40 kişiye kadar çıkıyor. İki katlı yere nerdeyse sığamayacak kadar büyüyorlar. Bu ekip içinde call center ekibi, yazılım, satış pazarlama oluşuyor. Bu yıl tatil.com, otel.com alan adını Amerika’da yaşayan bir Türk’den satın alıyor. Daha sonra gezi.com alan adını da bir Amerikalıdan satın alıyor. 2000 li yıllardan bu yana İnternet üzerindeki modellerle yakından uğraştığı için Metin Altun arama motorlarında doğal sonuçlarda nasıl üst sıraya çıkılabileceğinden, İnternet’te hedefli pazarlamanın nasıl yapılacağını çok iyi biliyor. Yurtdışındaki satışlarını bu şekilde hızla arttırmaya devam ediyorlar. 2005’ten bu yana tatil.com’u da Türkiye pazarı için açıyor ve iç piyasaya da giriyor. Gtahotels.com ve otel.com için call center merkezini Malezya’ya taşıyor. Bugün toplam 45.000 otelle anlaşması olan günde 1500 rezervasyon yapan bir tatil fabrikası halini alıyor. Grubun toplam cirosu 200 milyon Euro’ya ulaşıyor. 1990’ların başına Topkapı otobüs terminalindeki bu genç 2008 ‘de dünyadaki diğer internet acentelerinde ilk 20’nin içine giren büyük bir başarıya imza atıyor.

Hotelspro.com’u daha önce duydunuz mu?

Satışlar arttıkça yurtdışındaki müşterilere hizmet vermek oldukça güçleşiyor. Bunun yanı sıra büyüyen dış taleple beraber 200 yılında Los Angeles’e bir ofis açmaya karar veriyorlar. Amerika’da şirket kuruyorlar ve ilk ofislerini Los Angeles’te açıyorlar. Böylece site üzerindeki adreslerinde bir Amerikan şirketi ve telefon numarası gözüküyor. Bu yurtdışında yaşayan müşteriler için daha kolaylık oluyor. Türkiye’le zaman farkı olan ülkelere bu şekilde hizmet verebiliyorlar. Gtahotels.com için yurtdışındaki operatörler ile ilişkilerini geliştiriyorlar, otellerle birebir anlaşmalar yapıyorlar. Böylece sistem 2003 yılına gelindiğinde oldukça büyüyor. Yazılım ekibini geliştiriyorlar, merkezlerini Sultanahmet’ten Harbiye’ye taşıyorlar. Yurtdışıyla yapmış oldukları anlaşmalar olduğu için Türkiye’deki seyahat acentelerine toptan satış yapmaya başlıyorlar. Bu amaçla B2B olarak çalışan Hotelspro.com’u açıyorlar. Bu sitede Türkiye’deki seyahat acentelerine yurtdışındaki otelleri toptan olarak satıyorlar. Aslına bakacak olursanız gtahotels.com içinden ikinci bir iş modeli daha çıkarıyor. B2C satışlar arttıktan sonra buradaki kaldıraç etkisini de kullanarak B2B satışlara başlıyorlar. Böylece Türkiye’deki pazarla da daha yakından çalışmaya başlamış oluyorlar.

Kim bu başarılı internet girişimcisi?

2000’li yılların başında artık bir adım öteye geçmeleri gerektiğini anlıyorlar. Yurtdışından turist getirmeye başlayınca turizm acentesi olmaları zorunluluk halini alıyor ve Otelin hemen yanındaki bir yeri kiralıyorlar. Göreme’deki bir aktif olmayan bir turizm acentesini, 1995 yılında kurulmuş Gullivers Travels’i o yıllarda satın alıyorlar. Merkezini İstanbul’a taşıyorlar. Artık bir otel, bir pazarlama zinciri ve turizm acentesinin olduğu bir grup haline geliyorlar. Turizm acentesini açarken ne yapacaklarını çok iyi planlamıyorlar, daha çok bir gereksinimden doğuyor. Acenteyi açtıktan sonra 3 kişilik küçük bir ekiple çalışmaya başlıyorlar. Metin Altun asıl odağını buraya veriyor. Otelin yöneticiğini aktif olarak profesyonellere bırakıyor. All Star Hotels’in başında arkadaşı Ercüment var.

Turizm acentesini kurduktan sonra yurtdışıyla ilişki kurabilmek, yeni satışlar yapabilmek için Yunanistan’ı ziyaret ediyor. Bu sırada birçok acenteyi ziyaret ediyor. Aralarından bir tanesinin iş modeli ilgisini çekiyor. Burası diğerlerinden daha yoğun ve daha fazla kişi çalışıyor. Bu acente sadece yurtdışına gidenlere otel hizmeti vermeye odaklanmış bir şirket. Otel toptancılığı yapıyor. Yani yurtdışındaki operatörlerle, otellerle özel anlaşmalar yaparak maliyetlerini düşürerek yerel pazardaki operatörlere toptan yer satan bir model. Türkiye’de o yıllarda bu pazarın boş olduğunu düşünüyor Metin Altun. Turizm acentesinde bunu yapmaya karar veriyor. Sadece yurtdışına odaklanacağı bir iş modeline karar veriyor. Hatta amacı sadece Türkiye’deki müşterileri göndermek değil İnternet’in etkisini kullanarak tüm ülkelere hizmet vermek. Bunun için ekip kuruyor 3 kişilik ekibe yazılımcılar alıyor. O yıllar İnternet’e 56 kb modemlerle bağlanıldığı dönemler. Gullivers Travels Acentası için gtahotels.com alan adıyla bir site kurup yurtdışındaki otelleri yurtdışına satmaya başlıyor. Yabancı tur operatörleriyle anlaşıyorlar, onlar bu yıllarda Excel dokümanlarıyla otellerin fiyat yer bilgilerini gönderiyorlar. Mysql ile oluşturmaya çalıştırdıkları sitenin ilk versiyonda bunları yükleyerek dışarıya otel satmaya çalışıyorlar. Peki, model nasıl işleyecek diye düşünürseniz: gtahotels.com İngilizce bir tatil sitesi. Sitede bulunan yerlerden otel rezervasyonu yaptırabiliyorsunuz. 2000 li yılların başında bu işlerin hepsi elle yapılıyor arkasında otomatik online sistemler yok. Siz rezervasyonu giriyorsunuz, sistem arkasına gelen bu istek acente tarafından işleme alınıyor, sonra ilgili otelde yer uygunsa sizin rezervasyonunuz tamamlanıp size haber veriliyor. Tabi bu sistemi sadece Türkiye’yle sınırlı olduğunu düşünmeyin. Brezilya’dan bir müşteri gtahotels.com’a girip İngiltere’ye gitmek isteyebilir. Sitenin ilk yıllarında iletişim bilgilerinde adres olarak Türkiye gösteriyorlar ve telefon numarası olarak acente numaralarını veriyorlar. Aslında iş modeli doğru ama ilk aylarda o kadar amatörce başlıyorlar ki bazen yazılımda hatalar olurdu 2-3 gün site kapalı kalırdı diyor Metin Altun. Bu sistemle 2000 li yılların başında küçük küçük satışa başlıyorlar. 20, 30, 50 satışa ulaştığımızda şampanya patlatıp kutlamıştık diye anlatıyor o küçük başlangıç günlerini.

Kapasitesini doldurmuş bir otelin var, yeni bir odayı nasıl satarsın?

İnternet’le ilk defa Sokullu Paşa otelindeyken tanışıyor. Uluslar arası otel zincir yönetim sistemlerini orada öğreniyor. 1998’de kendi oteli Ambassador’da İnterneti ve ağları çok iyi kullanıyor. Normalin üzerinde rezervasyon almaya başlıyorlar. Otel işletmeciliği sırasında İnterneti daha yakından keşfediyor. Kendi orta ölçekteki otelini doldurduğunu bildiği için aslında diğer orta ve küçük ölçekteki otelleri de aynı yöntemle doldurabileceğini düşünüyor. Bu ölçekteki otellerin ana sorununun satış ve pazarlama olduğu çok iyi belirliyor. Ambassador’un odaları dolu olunca ve kısa sürede yeni otel açamayacağını bildiği için otellerin satış ve pazarlamasını bir çatı altında buluşturacak “All Star Hotels” iş modelini başlatmaya karar veriyor. Turizm bakanlığında çalışan bir arkadaşını bu işin başına geçmesi için ikna ediyor, arkadaşı Ercüment bu işin başına geçiyor. 1999’dan itibaren aile otelleri, küçük ve orta ölçekteki otelleri bu zincirin içine almaya başlıyorlar. 50 ye yakın oteli “All Star Hotels” zinciri içine ekliyorlar. Böylece kendi kapasiteleri dışında da büyük bir kapasiteye sahip oluyorlar. Bir otelden 50 otele kısa sürede bu modeller kapasite arttırabiliyorlar.

Aklında girişimcilik varsa çelik zincir bile tutamaz seni

Metin, bir başkasının otelinde işin tüm girdisini çıktısını öğreniyor, ancak aklında hep kendi işini kurma fikri var. İstanbul’da kazandıklarını hep biriktiriyor. Hayatı bu seneler içinde hep turizm oluyor, hafta sonları dahi çalışmaya devam ediyor. Bu sırada yurtdışıyla bağlantıları, pazarlama ve satış konusunda oldukça bilgi sahibi oluyor. Yurtdışından Türkiye’ye turist gruplarının nasıl getirileceğini otelin doluluk oranının nasıl arttırılabileceği konusunda deneyim kazanıyor. Yabancı dilini otelde çalışırken geliştiriyor. İngilizce ve Almancayı konuşup yazabiliyor.

Sultanahmet’te bu arada bir otel için bir inşaat başlanıyor. Bu başlayan yapıyı yakından takip ediyor. Yeri çok güzel Sultanahmet’in yani turistlik bölgenin tam ortasında yer alıyor. Bu inşaat yani mal sahibini buluyor ve buransın işletmesini almak için görüşmeler yapıyor. Birikimleri ve tecrübesiyle bu otelin işletmesini alıyor. İnşaat henüz bitmeden işletmesini alacağı bu otel için planlarını yapmaya başlıyor, inşaat tamamlanır tamamlanmaz diğer işini bırakıp kendi işleteceği bu otelin başına geçiyor. Otelinin adını kendisi koyuyor: “Ambassador.” Çalışanları kendisi seçiyor, eski iş arkadaşlarından da çevresinden de buluyor. Bu konuda zorlanmıyor. Otelcilik konusundaki tecrübeleriyle 1998’de oteli kısa sürede dolduruyor ve yıl bitmeden karlılığa geçiriyor.

Günde 15 saat çalışmaya kaç yıl dayanırsın?

İstanbul’a dönüyor ama burada onu bir lüks beklemiyor. Bir başka otelde iş arıyor ve Sultanahmet’te Sokullu Paşa Otel’de işe giriyor. 1990’ların başında İstanbul ve turizm işine tam zamanlı olarak başlamış oluyor. Alanya’daki tecrübesinin mutlaka katkısı oluyor ama artık lise zamanları değil, gerçek hayata gelmiştir. Yanında dayısı da yoktur. İstanbul’da akraba tanıdık da yok, bildiğimiz bekar evlerinde kalıyor. Günde 14-15 saat çalışıyor bu otelde aynı tempoda 7 sene geçiriyor burada. Otelciğin her noktasını öğreniyor. Her sene oteldeki yetkisi artıyor. Ön büro, pazarlama, rezervasyon tüm bölümleri yönetiyor. Bir otel nasıl işletilir tüm detaylarıyla görüyor. Hatta Best Western Otel zincirleriyle iletişime geçiyor ve Sokullu Paşa oteli İstanbul’da ilklerden olarak Best Western zincirlerine dahil ettirmeyi başarıyor. Kısa sürede otelin satışları artıyor ve kapasitelerini dolduruyorlar.

Üniversiteyi niçin terk edersin?

Lise yılları Alanya’da otellerde kışın Bingöl’de geçiyor. Lise bittiğinde İstanbul’a geliyor. Alanya’da çalıştığı zincirin İstanbul’daki otelinde çalışmaya başlıyor. Bu sırada Konya Selçuk Üniversitesi İngiliz Edebiyatı - İngilizce öğretmenliği bölümünü kazanıyor. Çalışmaya devam edemeden Konya’ya gidiyor. Orada üniversite okuma hayali ile kaydoluyor, hatta Konya Selçuk otelinde de iş buluyor. Hem okumak hem de çalışmak istiyor çünkü ailesinden maddi anlamda çok büyük bir destek alamayacağını biliyor. Tüm yaşamını liseden itibaren kendisi idame ettirmeye başlıyor. Hem üniversite hem okul ve beklide yeni bir şehir Konya’da çok uzun süre kalamıyor. Hayatının önemli kararlarından birini veriyor. 2 ay sonra üniversiteyi ve Konya’yı bırakıyor. Belki bir sonraki sene girmeyi ve İstanbul’da bir üniversiteyi kazanmak var. Belki Konya İstanbul’un yaşantısını gördükten sonra biraz farklı geliyor. Ama Metin hayatın çatallarından birisini seçiyor. Üniversiteyi bırakıp tekrar İstanbul’a otelde çalışmaya dönüyor. Bu süre içinde tüm harcamalarını biriktirdikleri ve çalıştıklarından karşılıyor. Bingöl’deki ailesi mütevazi bir gelire sahip. Dışardan bakıldığında zor zamanlar.

Bellboy, barmen, depocu, garson

Metin, 1974 Bingöl doğumlu. Liseyi Bingöl’de okuyor, arkadaşları haylazlık yaparken lisede yabancı dile merak sarıyor. Yabancı dilini lisede geliştirmeye çalışıyor. Anne ve babasının bir zenginliği yok. Babasının lokantası var, Metin’de belli bir yaştan sonra ona hep yardım ediyor. Dayısı Alanya’da Santana adlı otelde yönetici olarak çalışıyor, yaz tatillerinde onun yanına gidiyor. Yaz tatillerini çalışarak geçiriyor. Belki de yabancı dillere olan ilgisi dayısının turizmle ilgilenmesinden ve otellerde çalışma imkânı bulmasından dolayı artıyor. Lise birinci sınıfta otele ilk çalışmaya gittiğinde Metin’i ambara veriyorlar, kola, bira, yiyecek vb taşımaya başlıyor. Bu iş biraz yorucu gelince dayısından bölümünü değiştirmesini rica ediyor. Sonra bellboy oluyor, ön büroda bavul taşıyor, misafirlere yardım ediyor. Oradan mutfağa geçiyor, restoranda çalışıyor. Nerdeyse yaz aylarında önceden planlanmışçasına bir otelin tüm bölümlerini görme fırsatı oluyor. Her bölümde çalışıyor. Belli bir süre sonra dayı – yeğen ilişkisi zor oluyor bundan dolayı yan bir otelde barda çalışmaya başlıyor. Bildiğimiz barmen oluyor. Otel misafirlerine içki hazılıyor.

Etrafınıza dikkatli bakın

Eski Topkapı şehirlerarası otobüs terminalinde elinde bir bavulla uzun yolculuktan daha yeni inmiş etrafına şaşkınlıkla bakan, Anadolu’nun bağrından, Bingöl’den gelmiş bir genci hayal edin. Etraf oldukça kalabalık, bağıran çağıranlar, egzoz kokusuna karışan ter, sıkışık minibüsler. Bingöl’den İstanbul’a çalışmaya gelen gencin burada bir tanıdığı yok. Büyük ihtimalle bekâr evlerinde kalacak. Böyle bir durumu düşünün. Belki de yolda hızla yürürken omzuna çarpmış ve yüzüne bakmadan yolunuza devam etmiş olabilirsiniz.

Müslim’in hikayesi

Kapalı bir odada akşam saatlerinde masa başındayım. Sıkıcı bir gün daha geçmişti. Sadece 2 aylık bir danışmanlık için burada bulunuyordum. Çalıştığım mekânın dışında bina ve çevre aslında muhteşemdi, ama iş ortamı gerginleşmişti. Neden bu danışmanlığı verdiğim konusunda artık en ufak fikrim bile kalmamıştı. Tam bu sırada ofisi temizleyen görevli geldi, masanın altındaki çöpü aldı, büyük poşetine boşalttı ve gülen bir ifadeyle iyi akşamlar diledi. Adı Müslim’di. Hollanda başkonsolosluğunun temizlik işlerini yapıyordu. Bana ne yaptığımı sordu, anlattım. Aslına bakacak olursanız bildiğimiz bir temizlikçiye hiç mi hiç benzemiyordu. Öğrenmeye açtı ben internetten bahsediyordum, o da dakikalarca sorular sorup dinliyordu.

Danışmanlığımı verdiğim süre içinde Müslim’le daha sık konuşur olduk, iş aralarında gelir, sohbet ederdik. Hollanda Başkonsolosluğunda başıma gelen en güzel şey aslında Müslim’le tanışmam oldu. Bir de oradan hatırladığım Başkonsolos Marco Hennis’ti. Sıra dışı birisiydi. Bana sanki onun uzun süredir görmediği arkadaşıymışım gibi tüm konsolosluğu gezdirdi. Herkesle tanıştırdı, kendi hobilerinden bahsetti, Afganistan’dan getirdiği eşyaları, resimlerini gösterdi, hayatından bahsetti. Gerçekten çizginin dışında birisiydi. Hayat bazen size birkaç armağan verir, siz onu o zor alandan çıkartıp alırken bunların ne olduğunu anlamazsınız. Demlendikten sonra alırsınız tadını.

Müslim’le tanıştığımız sıralarda “Kümesteki kartal neden uçamaz” ın baskıya hazırlandığı sıralardı. Bir gün konuşmalarımız sırasında kadrolu olarak çalışırken onu işinden çıkartmak istediklerini, dışardan şahıs firması kurmaları gerektiğini istediklerini söyledi. Bunu ilk başta kendisine yedirememişti. İtiraz etmiş, bunun olmaması gerektiğini çalıştığı kişilere anlatmaya çalışmış. Ne ettiyse başaramamıştı. Kendisi zorunlu olarak şahıs şirketi kurup dışardan konsolosluğa hizmet etmeye devam etmeye ben danışmanlığı bıraktığımda devam etti. Bunun bir fırsat olduğunu yıllar sonra tekrar buluştuğumuzda anlattı. Kafamda bir ışık yandı diyor. O gün çok kızmıştım ama bu benim hayatımı değiştirdi, dedi.

Hiç bağı hiç kopartmadık. Müslim her bayramda beni aradı. Kitap bittiğinde haber verdim. Kitabı bir çırpıda okumuş. Kendine oradan dersler almış, hatta çevresindekilere kitabın belli bölümlerini anlatmış, okumuş. Üzerinden 1 yıla yakın zaman geçtikten sonra Müslim beni tekrar aradı. Yeni bir ofise taşındığını söyledi. Çekingenlikle beni davet etti. Çok güzel değil ama gelirseniz çok sevinirim dedi. Girişimcilerin ofislerini görmeyi aslında çok seviyorum, ancak hemen ziyaretine gidemediğimi hatırlıyorum. Buluşmamız ve benim onu ziyaretim birkaç haftayı buldu. Araya işler girmiş olabilir. Şimdi geriye dönüp neden bunun bu kadar uzadığını hatırlamıyorum. Belki bir internet şirketi değildi onun için acele etmemiş olabilirim. Müslim bir temizlik şirketi kurmuştu.

Okmeydanı’nda bir hanın ikinci katında 30-40 m2 lik iki masa 3-4 sandalyeden oluşan bir ofisti. Asansörü olmayan Anadolu’daki muhasebecilerin ve avukatların toplandığı o bildiğimiz hanlara benziyordu. Hiçbir üniversite öğrencisinin hayal edemeyeceği kadar güzel bir ofisti burası. Müslim çekiniyordu. İşte mütevazi ofisimiz burası diyordu. Belki de benim küçümseyeceğimi düşünüyordu. Dışardan çaycı geldi. Hani düofonlarla ısmarlanan çaylardan bu. Markayla alınan çaylardan. Büyük holdinglerde bulamayacağınız kadar lezzetli çaylardan. Sallama olmayan yeni demlenmiş çaylardan.

Müslim çok iyi hatırlıyorum o zaman bana şirketlerini nasıl kuruduğunu ve internet sitelerini nasıl kurduğunu çok açık gönüllükle anlatmıştı. 2006 olması lazım. Şirketi eşiyle beraber kurmuşlar. İlk bilgisayarını kredi kartına taksitle almıştı. Cebinde birikmiş hiç parası yoktu. Hollanda başkonsolosluğunda temizlik işleri yaparken dışarıda araba alım satımından belli bir para kazanmış ve bunu da şirketi kurduktan sonra bırakmaya karar vermişti.

Müslim’in ofisinde 1-2 saat geçirdim. Neler anlattığımı açıkçası hatırlamıyorum. Müslim dün bana o ziyaretin ne kadar çok önemli olduğundan bahsedene kadar genel konuştuğumuzu düşünüyordum.

“Bizim ofisimizi ziyaret etmeniz bize motivasyon vermeniz bizi çok etkiledi” dedi.

1970 Sivas doğumlu. 5 kardeşler. 3 erkek 2 kız. Müslim en küçükleri. Liseyi okurken babasının hayvancılık işlerine yardım ediyor. 15 yaşında ticarete başlamış.

“Sivas’ta bizim belirlediğimiz fiyat piyasa olurdu, o yaşta hayvan alıp satımına başlamıştım, babama yardım ediyordum. Girişimcilik belki o günlerde bende doğdu” diyor

18 yaşına kadar Sivas – İstanbul arasında gidip geliyor. Akrabalarının yarısı İstanbul’daymış. Liseyi bitirince İstanbul’a gelmiş. Ona Hilton’a girmelerinde yardımcı olmuşlar. Hilton’a bulaşıkçı olarak girmiş 9 ay boyunca çalışmış. Bulaşıkhane’den kurtulma yollarını aramış. Lisede elektronik elektrikle de uğraştığı için otelin teknik bölümüne girmeyi başarmış. Sivas’ta hayvan ticareti yaparken elektrik elektronikçilerde de çalışmış aslında. Orada tamir işlerini öğrenmiş. Hilton’da teknik bölümde çalışırken dışarıda Alman bir firmanın elektrik ürünlerini satmak istemiş. Onu 6 boyunca eğitime almışlar. Eğitim sonunda bu firmanın santrallerini kurmaya başlamış. Saat 3’e kadar otelde çalışıyordum sonra bu işe gidiyordum diyor.

Otelin teknik bölümünde çalışırken kat hizmetlerinde çalışanların onlardan daha iyi maaş aldığını fark eder. Kat hizmetlerine geçmeye karar verir. Katlarda çalışanlar 1500 – 2000 YTL gibi maaş alıyorlardı. Burada fırsat olduğunu düşündüm diyor. Teknik bölümde 2 sene kat hizmetlerinde de 3 sene çalışmış. Bu sırada temizliğin ince noktalarını öğrenmiş. Aslına bakacak olursanız yaşımdaki akış içinde teorik terimlerle satış, pazarlama ve operasyonu birebir uygulamış. Buradan nereye geleceğim takip edin.

Hilton’dan ayrılmaya karar vermiş ve ilk girişimcilik deneyimini kayınbiraderiyle yapmış. Bir mobilya atölyesi kurmuşlar. Onun düşüncesi kataloglar oluşturup büyük firmalara ve diğer mobilya dükkanlarına bu katalogları bırakıp aktif satış yapmak ve standart ürünler yaparak büyümekmiş. Olmamış ortağı ile anlaşamamışlar. Bu işten ayrılmış. Biriktirdiği tüm parasını bu girişimcilik deneyiminde harcamış. Daha sonra Hilton’dan tanıdığı yöneticisinin yardımı ile Hollanda başkonsolosluğuna girmiş. Orada temizlik, bahçıvanlık hatta teknik işleri yapmaya başlamış. Hollanda başkonsolosluğunda tam 5 yıl çalışmış. Bu sırada hafta sonları açık araba pazarlarında araba alıp satmaya başlamış. Bu işi bırakana kadar 1200 araba satmış. Araba alıp satmak çok karlı işti ama ticari ahlak çok bozulmuştu artık buna dayanamayıp bıraktım dedi.

Konsoloslukta çalışırken bir gün kadrodan çıkartılıp dışardan şahıs firması olarak hizmet vermeleri istenince aslında tüm hayatı değişmiş. İlk başta buna çok kızıp itiraz etse de bunu bir fırsat olarak değerlendirmiş.

“Kendi temizlik işimi kuracaktım ve ilk referansım Hollanda Başkonsolosluğu olacaktı.” diyor Müslim.

Olaya diğer bir gözlükle bakarsanız aslında bu resmen işten kovulmasıydı. Bardağın dolu kısmını görmek bu olsa gerek. Şahıs şirketini kurduğunda ne yapacağını nasıl müşteri bulacağını hiç bilmiyormuş. Bu sırada bir film prodüksiyon şirketinin temizlik işi gelmiş ama hiçbir malzemesi yokmuş. Arkadaşlarını tanıdıklarını toplamış, bir taksi tutmuş, biraderinin arabasını da almış ve temizlik yapacakları yere gitmişler. “Sadece çek çeklerimiz vardı. Elimizde doğru dürüst temizlik malzememiz bile yoktu, bu işten 1.700 YTL para kazandık, 700 YTL si masraflara gitti, kalan 1.000 YTL ile ilk elektrikli süpürgemi aldım” diye anlattı. O zaman bu işi daha da büyüteceğine olan güveni gelmiş. İlk kazandığı bu parayı hala aynı heyecanı yaşayarak anlatıyor.

Böylece kendi işini kurmuş, hatta şahıs firmasını birkaç sene sonra limited şirketine değiştirmiş. Hatta muhasebecisi yeni bir firma kurdurmayıp geçmişi temiz bir firmayı satın almalarını önermiş. Öyle yapmışlar. Kurulum masraflarına eski bir firmayı satın almış. Müslim’in yaptığı iş Çevre Grup Temizlik için bir internet sitesi yaptırmak olmuş. Perpa’dan bir yazılım şirketine ilk sitelerini yaptırmış.

“Google’da “temizlik şirketleri” kelimesini arattıklarında ikinci sayfada geliyorduk, bunu daha yukarılara çekmek için daha sonra başka bir firmayla da çalıştım, nerdeyse tüm işlerimizi internetten bulduk” diye anlattı.

Siteyi açtıktan sonra ilk müşterisi Ankara’dan bir şirket oluyor. İnternetin gücünü böylece daha fazla anlıyor Müslim. İlerleyen zamanlarda internet sitesini daha da geliştiriyor. Bizim onunla görüşmediğimiz zaman sürecinde temizlik şirketini adım adım geliştiriyor. Hatta bu süre içinde kendisi de işin inceliklerini teklif vermeyi işi bağlamayı, satışı, operasyonu vb. birçok şey öğreniyor. En son buluştuğumuzda yeni bir yere taşınacağından bahsetmişti. Okmeydanı’ndaki ofis onlara dar gelmeye başlamış ve daha iyi işler almaları için ofis değiştirmelerinin gerekliliğini görmüş.

Dün Müslim’le tekrar buluştuk. Ofisi değiştirmişti. 60’a yakın çalışanı olmuştu. Yılda toplam 200.000 m2 lik bir alanı temizlemeye, 40 şirkete sözleşmeli hizmet vermeye ve aylık 60 şirkete geçici temizlik yapmayı başarmışlardı. Şirketini üç bölüme ayırmıştı, peyzaj, ilaçlama ve temizlik. Peyzaj için yanında ziraat mühendisi çalıştırmaya başlamış. ISO belgesi almış. Kurumsallaşmak için şirketini yapılandırmaya girişmiş. Toplam cirosu geçen sene 500.000 YTL ‘ye yaklaşmış bu sene 1.000.000 YTL yi geçeceğini söyledi. Bir düğünde tanıştıkları ve şirketi birlikte kurdukları eşi yeni doğan bebeklerine baktığı için tüm iş Müslim’in omuzlarında. Filmlerin sonundaki gibi oldu ama Hollanda başkonsolosluğunda onu işte çıkaran memurlar büyük ihtimalle ya emekli olmuşlardır veya hala EU ile aldıkları maaşlarıyla işlerine devam ediyorlardır.

« Older Entries