Bir şirket içi girişimcilik masalı ‘Bıldırcın’ın Günlüğü’

(Bu yazıyı Harun Pekşen‘le beraber Bıldırcın hikayelerinin 3ncü yıl kutlamaları sırasında yazdık. Diğer yazılar 2009 Kod adı “Bıldırcın” , 2010 “Bıldırcın” neden başarılı olamaz? )

2040’lı yılların başlarında siz bir kahve dükkanında Latte keyfi yaparken yan masalarda mutlaka birileri Ahmet Bey’in hikayesinden bahsederdi. Belki duymayanlarınız vardır, gelin Ahmet Bey’in o meşhur mu meşhur hikayesini bir hatırlayalım.

Ahmet Bey sayısını tam hatırlayamadığı ev taşıma maceralarından birine başlar. Ev taşımaları çok yorucudur, hele ki 50’yi devirmiş ailelerde. Aslında çok yorucu olsa da içinde bazen küçük sürprizler taşır. Tüm küçük parçaların kutulanması bitmek üzereyken Ahmet Bey de böyle bir sürprizle taşınma hengamesine ara verecektir. Bu insanlık için küçük ama Ahmet Bey için büyük bir sürprizdir. Tam 23 yıl önce yönetici olduğu sırada yazdığı günlüğü bulmuştur, dile kolay demek isterdik ama dile de zor tam yirmi üç yıl.

Ahmet Bey hemen heyecanla sayfaları çevirmeye başladı ve ilk sayfada büyük bir tavşan resmi gördü. Anlamaya çalışan gözlerle bakarken altındaki “BILDIRCIN” yazısını görünce kafasına dank etti. O tavşan aslında Ahmet Bey’in çizmeye çalıştığı bıldırcındı. Resimle arası pek yoktu Ahmet Bey’in, tabii ki bu yazıyla arası olduğu anlamına gelmesin.

Günlük Ahmet Bey’in samimi ve masalsı anlatımıyla başlıyordu. Ahmet Bey yakın gözlüğünü taktı ve başladı okumaya.

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde ülkenin birinde büyük bir iletişim devi, otomotiv devi, medya devi ve bilumum diğer devler varmış. Bu devler tüm köylüleri severmiş, onların pazardan yeteri kadar pay almaları için çalışırmışlar ama bazen kafaları kızar tüm piyasadaki tavukları yerlermiş. Sonra devlerin karınları ağrır ama bu ağrılarını kimselere belli etmezlermiş. Belli bir süre geçince bu karın ağrısını unutur tekrar köyün tüm hayvanlarına saldırır yine karınları ağrırmış ve bu yaşam döngüsü içinde yavaş yavaş yaşlanır unutkan olurmuş. İşte “BILDIRCIN”‘ın hikayesi yine böyle günlerden birinde başlamış.

Ahmet Bey gülümsemeyle birlikte hızlıca sayfayı çevirip günlüğü okumaya başladı.

3 Nisan – Bu gece proje için sabahlayalım diye düşündük arkadaşlarla, sonra unutmuşuz. Serviste bir arkadaş hatırlattı. Kısmet değilmiş, başka bir sefer artık.

18 Nisan – Arkadaşlar şirket içinde birbirlerini tebrik ediyorlar. Böyle bir ürün daha önce hiç bir yerde görülmedi. Daha önce incelediğimiz twitter ve foursquare bu performansa yaklaşamazlar. İçine biraz groupon’dan özellikler koysak mı diye toplantıda tartıştık. Facebook ağır bastı. Hem flickr hem de etsy den de koyalım dedik. Verimli bir toplantı oldu, 4 saat sürdü. Uzattık 7 saatte bitirdik.

7 Mayıs – Bu ürünü 7’den 77’ye herkes kullanacak. Bu kesin. Şirket içi toplantımızdan bu sonuç çıktı. Biz zaten bu pazarın lideriyiz. Neden kullanmasınlar herşeyi mükemmel. Tasarım için oldukça yüksek bir para harcadık ama değdi. Toplantıda bazı özellikleri değiştirme kararı aldık. Bu sefer toplantı 8 saat sürdü.

10 Temmuz – Şirket dışı bazı arkadaşlarımıza bahsettik. Ne kadar vizyonsuzlar. Bizi eski kalmışlıkla pazarı öldürdüğümüzden bahsettiler. Bunun kıskançlık olduğunu düşünüyorum. Tatilde nereye gideriz karar veremedik. 3-4 hafta dinlenmeyi hakettik.

12 Eylül – Araya bayram girdi. Toplantılarımız hızla sürüyor. Hep toplantı yapıyoruz. Şirket içi girişimcilik gerçekten çok eğlenceli.

14 Kasım – Aslında bir pazar yeri oluşturduk. Ülkedeki tüm mobil yazılım geliştirenler buraya gelmek zorundalar, burayı kullansınlar. Hem biz bir numarayız neden kullanmasınlar ki. Tüm girişimcileri düşünüyoruz onlar da gelsinler buraya …

16 Ocak – Bugün genel müdür bizi ziyarete geldi. “İlk faturamızı ne zaman kesiyoruz arkadaşlar” dedi. Biz bir anlam veremedik, taksi fişlerini düzenli olarak getiriyorduk oysa.

18 Şubat – Testler çok başarılı. Şirket içinde herkes çok beğendi, kullandılar. Vizyonsuz arkadaşlarım hala direnç gösteriyorlar. Ama ne demişler uçurtma rüzgara karşı uçarmış. Tüm zorlukların üstesinden geleceğiz.

20 Nisan – Bütçemizi bitirdik ek bir bütçe istedik. Yeni bir milyon daha aldık. İşte risk bu demek.

28 Mayıs – KDV kasamıza girmiyormuş. Muhtasar diye bir vergi varmış (ne komik isimler) Hergün yeni bir şey öğreniyor insan.

1 Haziran – Her girişimcinin başına gelebileceği gibi zor zamanlar geçiriyoruz. Deadline’ları yine geçirdik. Maaşlar yatmış. Primi haketmiştik.

3 Ağustos – Son birkaç gündür buraya yazılacak bir şey olmadı. Bayramı 9 güne bağlamış herkes.

11 Eylül – Uzun tatilden sonraki Pazartesi sendromu da başka oluyormuş arkadaş.

2 Nisan – Kod adı bıldırcın projesinde 3 sene geçti. Bu günlüğe neden bugün başladım bilmiyorum. Geliştirme sırasında bazı aksilikler oldu ama yine de projeyi tamamladık. Bravo bize. Şirket içi girişimcilik dediğimiz bu olsa gerek milyonlar harcadık ama değdi doğrusu.

18 Nisan – Teknik ekipteki arkadaşlar çok uğraştılar onları kutlamam lazım. (bunu hatırla, parmağına ip bağla) Bu ürün muhteşem oldu hatta muhteşemden de öte bişi bu. Klon demek doğru olmaz ağızımıza yakışmaz.

Ahmet Bey sayfaları çevirmeye başladı ama 18 Nisan’dan öteye bir yazı bulamadı. Demek ki yoğunluktan bu tarz şeylere zaman kalmadı diye düşündü Ahmet Bey. Sonra kutulamaya devam etti. Kutulamak önemli çünkü.

İşte böyle. Siz Latte’lerini yudumlarken kimse Ahmet Bey’in hikayesini anlatmıyor mu? Aslında ismi Ahmet olmayan Bey’ler yan masalarda kendi hikayelerini anlatıyorlar. Aman suussss rakipler duymasın, klon yapıyoruz ama olsun yine de rakipler duymasın.